Bir Okur Mektubu ve Yanıtım

Okurlarımdan birçok e-posta alıyorum. Bu aldığım e-posta beni çok etkiledi. Henüz 28 yaşında gencecik bir insan yaşama umudunu yitirmenin eşiğinde yazmış bunları bana. Bunları okuyunca kendisine bir yanıt yazdım ve bunları sizinle de paylaşmak istedim. Çünkü aynı durumda olan pek çok genç insanın olduğunu biliyorum. Adını paylaşmayacağım için Okur diyelim.

Okurun yazdıkları

“Sevgili Mahfi Hocam,

İçimi size dökmek istedim çünkü bilmiyorsunuz ama hayatımı siz dönüştürdünüz. Türkiye'nin eğitim ve sosyal imkânları yönüyle en geri kalmış şehirlerinden birinde büyümek zorunda kalmış, şu an 28 yaşında olan bir gencim. Size daha önce üniversite yıllarımda da birçok kez mail attım, danıştım, yazılarınızı ve kitaplarınızı okudum, hala okumaya devam ediyorum. Dediğim gibi, bilmiyorsunuz ama siz benim hayatımı dönüştürdünüz, rehberim oldunuz, A planım oldunuz, B planım oldunuz. Sizin sayenizde bir iktisat öğrencisi olan ben çoğu adımımı doğru atmaya çalıştım.  Mücadele ettim, kendimi geliştirdim, umut ettim, hayal kurdum. Karşılığını da aldım hocam.  İşsiz kalmadım, bir şekilde kendi kendime yettim, kariyer yaptım. Bu yüzden size ne kadar teşekkür etsem az.  Annemden de babamdan da daha fazla rehberlik ettiniz bana, daha fazla yol gösterdiniz. Siz olmasaydınız şu anda olduğum noktada bile olamazdım.

Şu anda İstanbul'da kendi imkânlarıyla hayatta kalmaya çalışan, kendi kendine yeten bir özel sektör çalışanıyım.  Maalesef mutlu değilim hocam. Ne kadar bir noktadan sonra doğru adımları atmış olsam da tıpkı Pessoa'nın dediği gibi "Olduğum şeyle olmadığım şey arasında, hayal ettiğim şeyle hayatın beni yaptığı şey arasında bir boşluğum."[i]

Canım hocam, bu adamlar bizim gençliğimizi, geleceğimizi, mutluluğumuzu, umudumuzu, hayallerimizi çaldı. Sadece benim neslimi değil benden sonraki yeni nesillerin de mutluluğuyla, hayalleriyle, geleceğiyle oynadılar. İşte tam şu anda bu ülkeye, hayata, geleceğe dair umutları kalmamış, gençliğinin sonlarındaki bir insan olarak yine size danışıyorum ve soruyorum hocam "Gerçekten umut var mı, yoksa sadece kendimizi mi kandırıyoruz?"

Sevgilerimle

Okur”

Benim yanıtım

“Sevgili Okur,

Size, eğitiminize, yaşamınıza ufacık bir katkım olduysa ne mutlu bana. Ben 75 yaşındayım ve içimdeki umut hiç yok olmadı. Oysa benim bu ülkenin iyi günlerini görüp göremeyeceğim artık çok kuşkulu ama umudumu kaybetmedim hala. Sizler daha çok gençsiniz, güzel ve parlak günler göreceksiniz. Buna inanıyorum. Bu ülke, potansiyeliyle çok daha iyi şeyler hak ediyor ve bunları mutlaka yaşayacak. Bazen ben de umudumu kaybeder gibi oluyorum. O zaman hemen Nutuk'u alıyorum elime ve ilk sayfasını okuyorum. Atatürk'ün çizdiği manzara-i umumiye gözümün önünde canlanıyor ve düşünüyorum: Eğer Atatürk o anda umutsuzluğa kapılıp geri dönseydi ne olurdu? O zaman umutsuzluğa kapılma hakkımın olmadığını anlıyorum. 

Umutsuzluğa yer yok, hep birlikte bu ülkeyi tekrar ayağa kaldıracağız.

Sevgiyle kalın.

Mahfi Eğilmez”



[i] Okurumun değindiği “Olduğum şeyle, olmadığım şey arasında hayal ettiğim şeyle hayatın beni yaptığı şey arasında bir boşluğum” ifadelerinin yer aldığı kitap Fernando Pessao’ya ait: Huzursuzluğun Kitabı, Can Yayınları.

 

Yorumlar

  1. Eyy genç!!! için ferah olsun. Bu zihniyetin tarihin karanlık sayfalarına gömülmesi için bu günlerin yaşanması gerekiyor. Senin gençliğine tesadüf etmesi kötü bir şans. Avrupa bu günleri 300 yıl önce yaşadı, biz şimdi yaşıyoruz. Ama senin evlatların bunları yaşamayacak. Biraz daha sabır.

    YanıtlaSil
  2. Umudu yeşerten asıl duygu, bir şeylerin değişip onun düzelebileceği inancıdır. Bir şeyden kasıt insanın kendisi olabileceği gibi bir devlet de olabilir. O şey her ne ise, eğer onun değişmeyeceğine ve onun düzelmeyeceğine dair inanç yaygınlaşmışsa bu taktirde umudu yeşertmenin tek bir yolu vardır; onu değiştirmek.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kimse bir insan devleti nasıl değiştirebilir demesin. Değiştirir. Örneğin devlette adaletsizlik vardır ona tepki göstererek haksızlık yapacakların bir kısmını önler ve bunu değiştirebilir; yazı yazar bunu okuyup adaletsizlik yapacakları etkiler ve değiştirir vs. Var olan haksız düzeni değiştirmek ve onu düzeltmek için emek harcar; bazen az bazen çok değiştirir fakat mutlaka değiştirir. Vakti zamanı gelince önüne seçme hakkı konulur bu şekilde değiştirir. Önemli olan adaletsizlik karşısında direnmek, tepki göstermek, sandığa gitmektir; bu haksız düzeni değiştirmek için mücadele etmektir ki meydan adaletsizlik yapanlara kalmasın. Gelecek nesillere kötü bir dünya bırakılmasın. Bu yüzden umudu hiç bir zaman kaybetmemek ve teslim olmamak gerekir. Bu dünya hiç bir zalime kalmamıştır; kalmayacaktır.

      Sil
  3. "Okur"unuz görece iyi durumda. En azından bir işi varmış. Benim gibi iktisat mezunu nice işsiz ve umudun kelime anlamını unutanlar, en son neye mutlu olduğunu sorsanız cevap alamayacağınız nicelerimiz var.

    BİR DOKUN BİN AH İŞİT, net özetimiz bu. :(

    YanıtlaSil
  4. "....Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakruzaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

    Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur."

    YanıtlaSil
  5. Günaydın. İnsan zaman zaman umutsuzluğa düşüyor. Hatta umut etmeyi bile bırakabiliyor. Genç arkadaşımızın yazdığı bir mektup, okurken bana Suç ve Ceza romanını hatırlattı. Benim düşüncem, ülkemiz maalesef bu düzeyde böyle devam edecek. Çünkü geçmişteki aynı sorunlar (Enflasyon, İşsizlik...) bugün de devam ediyor. Bir türlü bir üst lige çıkmayı başaramadık. Genç arkadaşımızın zamanla toparlanacağını düşünüyorum.

    YanıtlaSil
  6. Bende katılacağım emailinize. Bu memleket insanları, yokluk, uzun savaşlar ve zamanın emperyalistlerin birleşip yok etme planlarına rağmen küllerinden yeniden doğdu. Bizim toplumsal ve bireysel DNA'mızda esnemek var ama yenilmek yok. Çalışan, çabalayan, dünya ile internet sayesinde birleşmiş, dandik üniversite bile olsa yüksek oranda eğitimli bir genç nufüs var. Siz aslında çok kalabalıksınız. Yeter artık deyecek olanlar yakın zamanda yaşlı ve paralı bir avuç zavallıyı ezecekler. Kimse dünyaya çark edemiyor. Ve en güzeli para yapacak tek kaynağımız insanlarımız. Doğal kaynağımız suyumuz ve toprağımız. Bu tarz sistemlerin kalıcı olması paraya bakar. İran veya Rusya doğal kaynaklarının halen çok para yapması sayesinde rejimi devam ettiriyor. Bizim ise kaynağımız sizsiniz. Çok kısa zamanda toparlayacağımızdan ben eminim. Ama Sevgili Hocamın dediği gibi hayatının son çeyreğinde olan bizler görmeyebiliriz. Olsun belki de biz hak ettik, benim jenerasyonum, hem de eğitimli olanlar bu hale gelsin diye kapıyı açtı.

    YanıtlaSil
  7. Bunları size hatırlatmayı hiç istemezdim:

    Yazdığınız bu yazının hiç kıymeti yok!

    Çünkü "yazı"nın kıymetli olduğu çağ; bitti!

    Artık, "post-truth (gerçek ötesi)" çağdayız!

    İnsanların oturduğu evin tepesinde "drone" uçurup, bu evi "drone'daki kamera"yla kaydedip, bu videoyu internette yayınladığınız zaman; "hak & hukuk & adalet" gibi kavramların geçerliliği kalmıyor günümüzde!

    "Bakın gördünüz mü; oturduğu ev malikâne gibiymiş. Siz ise, rutubetli tavanı olan küçücük evinizde yaşam savaşı verin!"

    Bu çağ, böyle bir çağ!

    Dezenformasyon çağı!

    "Post-truth (gerçek ötesi)" çağ!

    YanıtlaSil
  8. "umutsuz vakalar yoktur umutsuz insanlar vardır"
    Mustafa Kemal Atatürk

    YanıtlaSil
  9. "Dünya gamından, nefsin sıkıştırmasından hafifleyip kurtulmak istiyorsanız, kabristanları sık sık ziyâret ediniz."
    Hacı Bayram

    YanıtlaSil
  10. “Geleceğe umutla bakmak, karanlık zamanlarda bile yolu bulmanın anahtarıdır.”

    YanıtlaSil
  11. Önemli olan düşüp kalmak değildir. Önemli olan düştüğün yerden kalkıp yürümeye devam etmektir. Son cümlenize ithamla öyle düşüp kalmak yok.

    YanıtlaSil
  12. Hocam sizleri saygı, sevgiyle selamlıyor ve kardeşimize seslenmek istiyorum.

    Sevgili Okur kardeşim,

    Seni çok iyi anladığımı belirterek cümleye girmek istiyorum. Bende 32 yaşında evli, 2 çoçuk babası birisi olarak. Fernando Pessao’ya ait: Huzursuzluğun Kitabından alıntılayarak duygularını dile getirdiğin "Olduğum şeyle olmadığım şey arasında, hayal ettiğim şeyle hayatın beni yaptığı şey arasında bir boşluğum." bu sözü iliklerimde hissettim. Belki aynı belki de daha vahim durumlar yaşamış birisi olarak umudunu yitirmenin eşine seni sürekleyen durumlar ve şahıslardan ötürü ben ve benim gibi aynı kaderi yaşamış kurunun yanında yanmış olan yaşlar olarak. Bizleri muammalarda yaşamaya hapsolmuş, karmakarışıklaşan zihinlere büründürdüler.

    Fakat Mahfi hocamın da dediği gibi en karanlık zamanlarda bile vardır. Yeter ki ışığı açmayı bil. Ne diyor Nazım; "Sen yanmazsan, ben yanmazsam nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa" ... Nazımında dediği gibi dibe oturmadan yükselemeyiz. Tıpkı finansal enstrümanların Trendleri gibi düşünebilirsin. Sürekli Ülkelerde Mevsimsellik Analizi yapar gibi En iyi ve En kötü dönemleri hep olacaktır. Önemli olan bu saykılda sabırla akıl sağlığımızı koruyarak hayatta kalabilmektir. Daha aydınlık günler için geçmiş verileri doğru inceleyerek ve de gelecek tahminleme modelini ona göre kurarak doğru korelasyonlarla pozisyonlar almalıyız almalıyız ki biz ve bizden gelen kuşaklarımız daha aydınlık günlerde yaşasınlar. Ve onlara da bunlara öğretelim, öğretelim ki bu meşaleyi nasıl taşıyacaklarını bilsinler.

    Unutma ki bizler Türk gençleri olarak

    Birinci vazifemiz; "Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir."

    Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. "İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır." Bir gün, "istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin." Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. "İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir." *Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakruzaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.*

    **Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!**

    Bir avuç Türk korkmadı ve savaştı. Onlarla ve aziz vatan uğruna canlarını veren başta 57. alay olmak üzere tüm şehitlerimiz için bizlerde hiç bir zorlukta korkmayıp savaşacağız.

    Sunay Akın'ın anlatımlarında dediği gibi Atatürk gibi Atatürk'ün yolunda aydınlık bir geleceğe, Aydınlık Savaş'ını layıkıyla bedhahlara kapılmadan yerine getirip devam edeceğiz. Bir avuç Türk kalsak bile. Uyuyup, köle olarak uyanmayacağız!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. “Kimse özgür olduğuna inanan birinden daha iyi köle olamaz.” – Goethe

      Sil
  13. Atatürk en umutsuz zamanlarda bile umudunu asla kaybetmemişti. Amasya Genelgesi'nin 3. maddesinde ''Milletin bağımsızlığını, yine milletim azim ve kararı kurtaracaktır'' demişti. Sonunda onlar yani vatan toprağını bilfiil işgal edip bu ülkenin başına çökmek isteyen bir avuç kötü akıl kaybetti ve millet kazandı.

    YanıtlaSil
  14. Merhaba,

    Hepimizin dilinde bir hak hukuk vs gidiyor. Çok uzağa gitmeye gerek yok bence önce kişi kendi vicdanını sorgulamalı, gün içinde kaç kişiye haksızlık yaptım diye

    Mesela sıkışık trafikte giderken kimsenin önüne geçmek için hamle yapmadın mı…

    Ya da toplu taşımaya binerken birilerini ezerek binmeye çalışmadın mı …..

    Daha az vergi vermek için türlü yollara başvurmadın mı

    Araya birilerini sokarak işini çözmedin mi

    Yolda giderken sigara içip arkandakini rahatsız etmedin mi ve ya izmariti yere atmadın mı ,sokağa tükürmedin mi , çöp atmadın mı

    Doğadaki canlılara zarar vermedin mi bu liste uzar giderrrrrr

    Demem o ki insan önce kendi vicdanını sorgulayacak , kendinden sorumlu olacak sonrası düzelir zaten naçizane fikrim

    Şimdi bakıyorum herkes birşeylerden şikayet ediyor, sonra şikayet edenlerin hayatlarına bakıyorum yukarıda da belirttiğim bir çok şeyi kendi hayatlarında farkında olmadan ya da olarak haksızlık yapıyorlar. Diyebilirsini ki yaşananlarla aynı şey mi diye…. Bence hak,hukuk vs büyüğü veya küçüğü olmaz

    Sevgilerle









    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Hocam, 61 yaşımdayım gencin ve sizin yazınızı gözyaşlaru içinde okudum.. Öğrenilmiş çaresizlikle yıllar boyu umudumuzu kaybederek yaşamayı öğrenmişiz. Ne umutlarımız vardı özgürlük şarkılarına eşlik ederken, göğsümüz yırtılırcasına marşlar söylerken. Yapamadık, çocuklarımıza istedikleri dünyayı veremedik. Ben de kendi payım için üzülüyorum. Bununla birlikte umutsuz yaşanmaz.Bize umudu anımsatacak adam gibi adamlar lazım yalnızca. İyi ki varsınız hocam. Sevgiyle

      Sil
    2. insana çok fazla anlam yüklüyorsunuz, bu yazdıklarınızın da altında eğitim, toplum ve sosyoloji yatıyor. iyi günler

      Sil
    3. Küçük hatırlatma: eğitilenin, toplumu oluşturanın, sosyolojinin temel konusunun da insanın toplumsal davranışlarını incelemek olduğunu hatırlamakta yarar olabilir. Hatalı veya eksik yorum yapan da aynı.

      Sil
  15. "Umutsuzluk, bir gölün derinliklerinde kaybolmuş bir yürek gibidir; yüzeye çıkmak için çırpınırken, karanlık daha da derinleşir." (alıntıdır, doğru kaynağı bulamadım.)

    YanıtlaSil
  16. Erdoğan, turbun büyüğü heybededir dedi. Sadece yargının bildiği ve halkın bilmediği gizli bir soruşturma varsa, Erdoğan bunu nasıl biliyor? Bu durumda yargı nasıl bağımsız olabiliyor? Kimle konuşsam insanların neredeyse hepsi şöyle düşünüyor; Erdoğan, İmamoğlunu geçemeyeceğini bildiği için onu diskalifiye etti. İnsanları böyle düşündüren en temel şey ise zamanlama. Tüm bunlar İmamoğlunun adaylığı söz konusu değilken mesela 15 yıl önce olsaydı kimse bu şekilde düşünmezdi. Fakat nasıl bir zamanlama ki tam adaylığı tescil edilecekken, önce 35 yıllık diploma iptal ediliyor hemen akabinde de terörle suçlanarak gözaltına alınıyor. Tüm burada hayatın olağan akışına aykırı bir durum yok mu sizce? Tüm bunlar neden adaylık ilanından hemen sonra oluyor?

    Şimdi bundan sonra olacakları tahmin edeyim.
    1- İmamoğlu önce tutuklanacak sonra da kendisine siyasi yasak getirilecek.
    2- Terörle suçlandığı için İstanbul Büyükşehir Belediye'sine kayyım atanacak.
    3- Protestoların önüne geçilemeyince olağanüstü hal ilan edilecek. Böylece “Herkes önceden izin almadan silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.” şeklindeki anayasal hak, (4 gün boyunca alındığı gibi) artık sınırsız şekilde alınacak. Belli saatlerden sonra sokağa çıkmak bile artık yasaklanacak.
    4- CHP tüm bunlara karşı çıkacak ve direnecek, sonunda sokaklara çıkan gençler polisle karşı karşıya gelip istenmeyen olaylar (can kayıpları) yaşandığında, ''halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve terör suçundan'' şu anda 1. sırada olan Atatürk'ün partisi CHP kapatılacak. İşte asıl turbun büyüğü budur. Tabi tüm bunlar benim tahminimdir. Neden böyle düşünüyorum? Çünkü İmamoğlu engellenince başkası Erdoğan'ın karşısına çıkacak ve (kim çıkarsa çıksın) o da Erdoğan'a karşı kazanacaktır. Bu yüzden asıl hedef partinin kendisini engellemek olmalıdır.

    Peki, böylesi bir tabloda ve yaşanması muhtemel tüm bu senaryolardan sonra umut var mı? Var.
    1- CHP bu tuzağa düşmemelidir. Sokak yasaklanırsa tepkisini salonda verir. Çünkü eninde sonunda ve mutlaka o sandık gelecektir.
    2- Tuzağa düşer ve turbun büyüğü gerçekleşirse, bu taktirde tüm muhalefet (seçimden sonra herkes kendi partisine dönmek üzere) seçimler yapılana kadar tek bir parti başlığı altında birleşmelidir. Sonrasında tek bir aday çıkartılmalı ve bu aday da son ana kadar gizli tutulmalı ve açıklanmamalıdır. Nihayetinde kararı halk verecektir. Eğer halk varolan düzeni değiştirmek isterse değiştirir. Çünkü işin sonunda millet varsa, umut da vardır. Son sözü millet söyleyecektir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Böyle bir senaryo olur mu bilemem fakat olursa bu taktirde muhalefetin ortak adayının, herkese eşit mesafede olması gerekir. Hatta kararsız kalıp sandığa gitmeyenleri bile peşinden sürükleyecek kadar yüksek ve coşkulu bir enerjiye de sahip olması gerekir.
      İnsanların bütün umudunun sandık olması ne acı. Hele ise istediğini seçme hakkının elinden alınması daha da acı. Çünkü o zaman insanların geleceğe dair tüm umudu da elinden alınmış olunuyor.

      Sil
  17. Günümüz Türkiyesinde hatta dünyasında diyelim Başarıdan ne anlıyoruz? Çalışıp üretirken sosyal-iş hayatında ahlaklı vicdanlı kalarak üretmek çevremizdeki insanların hakkımızda kötü düşünmeyip hatta dogru dürüst insan diyerek konuştukları ancak ve sosyo-ekonomik olarak kıt kanaat geçinen ve hakettigini elde edemedigini düşünen bir insan başarılımı?yoksa başarısızmıdır?
    Ailesinin,mensup oldugu bir toplulugun vb bir faktörün destegi ile zorlukların aşılıp önüne avantajların serildigi bir düzende -çok da haketmeden -mesleki sosyal olarak basamakları benzer pozisyonlardakilere göre daha hızlı çıkmak ahlaki vicdani defolarla iş hayatını sürdürmek yüzünüze gülünürken arkanızdan hakkınızda kötü konuşulan bir insan olmak başarıyı tanımlar mı?
    Mutluluk-başarı-tatmin için birinci yolu mu yoksa ikinci seçenegimi tercih edersiniz?
    Amaç eger çevrenizi mutlu ederek kendinizi mutlu hissetmek ise başarı farklıdır kendinizi çevrenizi mutsuz ederek mutlu etmek isterseniz o da farklı başarı tanımıdır.
    Son söz içinizde yaptıklarınızdan pişmanlık duymuyor ve elinizden gelenin en iyisini yaptıgınızı düşünüyorsanız umutsuz ve mutsuz olmayın aksine keyifli olun kendinizle barışık olun

    YanıtlaSil
  18. Hocam size böyle bir soru soruyorum, lütfen dalga geçtiğimi düşünmeyiniz:

    Şu an itibariyle, Ekrem İmamoğlu ve göz altına alınan diğer herkes; geçici olarak nezarethanede tutuluyormuş. Haber sitelerinden böyle öğreniyoruz.

    Şu ilk birkaç günü geçirirken, geceleri nerede yatıyorlar?

    Yani, "nezarethane" dedikleri odalarda yataklar var mı?

    Yerde mi ("beton zemin"de mi) yatıyor bu insanlar?

    YanıtlaSil
  19. Hocam kamu mühendisiyim. Lisans+ 1 MSc Türkiye+1 MSc UK (Top 50 Universities)+PhD... Aldığım maaşı biliyorsunuz. Çok yazık oldu bize hocam...

    YanıtlaSil
  20. Son zamanlarda aynı ümitsizliğe kapılan birisi olarak hep umudumu diri tutmaya çalışıyorum ve atamın yazdıklarını tekrar okuyorum.
    Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti'ni kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ya ben neden damarimdaki asil kani, damarinda asil kan, beyninde noron olmayan insanlar icin riske atayim ki?
      Halkin cogunlugu bunu istemis inadina eveet demis tek. Adam olsun guvdnimiz sonsuz demis 2023 te her sey cok mu iyiydi de secildi?

      Sil
  21. Bugünleri verdiğimiz veya vermediğimiz oylarla biz belirledik. Adaletle durumu yine biz düzelteceğiz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kardesim cidden inancini tebrik ediyorum

      Sil
  22. Olağanüstü halde miyiz hocam? “Herkes önceden izin almadan silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir” şeklindeki anayasak hak, hangi gerekçeye göre insanların elinden alınıyor? Anayasal haklar neden engellenmeye çalışılıyor? Adı konulmamış olağanüstü halde miyiz hepimiz?

    YanıtlaSil
  23. “Bir umuttur yaşatan insanı” demiş şair

    YanıtlaSil
  24. Güzel günler göreceğiz çocuklar
    Motorları maviliklere süreceğiz
    Çocuklar inanın inanın çocuklar
    Güzel günler göreceğiz güneşli günler

    Hani şimdi bize
    Cumaları, pazarları çiçekli bahçeler vardır,
    Yalnız cumaları,yalnız pazarları

    Hani şimdi biz
    Bir peri masalı dinler gibi seyrederiz
    Işıklı caddelerde mağazaları,
    Hani bunlar
    77 katlı yekpare camdan mağazalardır.

    Hani şimdi biz haykırırız
    Cevap:
    Açılır kara kaplı kitap:Zindan

    Kayış kapar kolumuzu
    Kırılan kemik, kan

    Hani şimdi bizim soframıza
    Haftada bir et gelir
    Ve
    Çocuklarımız işten eve
    Sapsarı iskelet gelir

    Hani şimdi biz
    İnanın güzel günler göreceğiz çocuklar
    Güneşli günler göreceğiz
    Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar
    Işıklı maviliklere süreceğiz

    NAZIM HİKMET RAN

    YanıtlaSil
  25. 25 yaşındayım bende ve işsizim. okurken pandemi dönemine gelmesi ve kendi bilgisizliğim dahilinde kendimi hiç geliştiremedim ve malesef ki nereye başvursam elimde kalıyor ve ne yapacağımı bilmiyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çocuğum detay yaz. Biz senin için ne yapabiliriz? Neredesin, ne okudun, ne yapabilirsin?

      Sil
  26. Mahfi hocam borsa 2 defa devre kesici kullanmış. Sürekli böyle devre kesici kullanabilir mi, bunun sınırı var mı? Bu işin sonu nereye varacak?

    YanıtlaSil
  27. En son biz genç olduk diye düşünenlerdendim. Yanılmışım. Z kuşağının yapılmak istenen her şeyin farkında olduğunu ve bu kadar duyarlı olduklarını bilmiyordum. Artık yarınlardan çok daha umutluyum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de Z kuşağıyım ve Atatürk'ün gençliğe hitabesini okuduğumda, ''Bir gün'' ile başlayan cümlenin, ''bugün'' olduğunu anlayabiliyorum.

      Sil
  28. Günün Fıkrası
    Türkiye’den bir heyet, İsviçre’deki uluslararası bir toplantıya katılır. Toplantı öncesinde verilen resepsiyonda ev sahibi İsviçre heyetini tanıtırken, sıra ‘Göller ve Denizcilik Bakanı’na gelir.
    Bakanı şaşkınlıkla karşılayan Türk heyetten biri:
    “Ama İsviçre’de deniz yok ki bakanlığı olsun!” der.
    İsviçreli bakan ise gülerek şu cevabı verir:
    “Ama sizde de Adalet Bakanlığı var!..”

    YanıtlaSil
  29. Ekonominin sürdürülebilir sağlam bir temele oturabilmesi için hukuk dahil her alanda yapısal reformlar yapılması gerektiğini söylediğinizde, bazı arkadaşlar hukuk ile ekonominin ne alakası var diyorlardı. Son üç günde piyasalarda yaşananlardan sonra artık bunu net bir şekilde anlamışlardır. Rezervler eridi; iki yıllık emek üç günde çöpe gitti.

    YanıtlaSil
  30. Sayın Eğilmez, benim yaşım sizden fazla, doğum tarihim 1946 yılı dır. Siz sadece mektup yazdığınız bir "Okur" a, değil bir çok insana dokundunuz, tarafsızlıkla karşılık beklemeden yardım ettiniz. Ben kendi açımdan size müteşekkirim. İyi bir izleyiciniz olarak sizi devamlı takip ediyorum ve okurlarınızdan büyük bölümünün de benim gibi düşündüğünü anlıyorum. Bazı sizi takdir etmemeyi, aşağılamayı kafasına takmış marjinal insanlar da vardır ve olacaktır, ancak çok azalıyorlar. Dikkat edin arabalarının arka camına padişah tuğraları yazdıran insanların sayısı devamlı azalıyor. Saygılarım ve Sevgilerimle

    YanıtlaSil
  31. Cumhuriyet, halkın özgür iradeyle yöneticilerini seçtiği bir yönetim şeklidir. Eğer birileri halkın özgür iradesiyle seçtiklerini tanımıyorsa, burada Cumhuriyetten söz edilemez. Halkın, adaylığı tescilleneni seçme hakkı da halkın elinden alınıyorsa, burada da Cumhuriyetten söz edilemez. Cumhuriyetin olmadığı yerde otokrasi vardır. Otokrasinin hakim olduğu bir çok ülkede ise seçimler sembolik yapılır. Halkın özgür iradesinin yok sayıldığı ya da o iradenin peşinen engellendiği bir ülkede de bundan sonra seçimler sembolik olacak demektir. Çünkü halk ne yaparsa yapsın, gün sonunda birileri o özgür iradeyi tanımayacak ve yok sayacaktır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında cumhuriyet olarak demokrasiyi tanimlamışsınız. Demoktratik olmayan cumhuriyetler de mevcuttur. Örneğin, Çin Halk Cumhuriyeti, İran İsla. Cumhuriyeti vb.
      Mesele bizim kendi Cumhuriyetimizi nerede görmek istediğimizde.
      Çağdaş medeniyetlerle mi yoksa insan haklarının, adaletin pek söz konusu olmadığı otoriter rejimlerle mi?

      Sil
    2. Kayyım atama demokrasi ilkesini ihlal eder. Çünkü halkın seçtiği bir yöneticinin görevden alınması ve yerine kayyım atanması, halkın özgür iradesini yok sayar. Demokraside halk, yöneticilerini seçme ve değiştirme hakkına sahiptir.
      Siyasi yasak ise cumhuriyet ilkesini ihlal eder. Çünkü cumhuriyet, halkın seçme ve seçilme hakkını güvence altına alır. Siyasi yasak, bir kişinin bu hakkını elinden alarak, halkın o kişiyi seçme özgürlüğünü kısıtlar. Kısacası kayyım atama demokrasi ilkesini, siyasi yasak ise cumhuriyet ilkesini ihlal edecektir.

      Sil
  32. Asıl engellenen İmamoğlu ve CHP değil, halkın umutları ve milletin özgür iradesidir. Artık öyle bir kapı açılmıştır ki bundan sonra hangi iktidar gelirse gelsin, o da muhalefeti istediği gibi engelleyebilecek ve halkın özgür iradesini de tamamen yok sayabilecektir. Halkın özgür iradesinin yok sayıldığı bir rejimde de Cumhuriyetten asla söz edilemez.
    Başkanlık sistemi bunun için yani Cumhuriyet değerlerini yıkmak için mi kuruldu? Kuvvetler ayrılığını kuvvetler birliğine dönüştürmek için mi kuruldu? Eğer bu amaçlarla kurulduysa, o halde halk da kandırılmış demektir. Çünkü halka bunlar değil, (bir gün gerçekleşecek olan bu ihtimaller değil) başka şeyler anlatılmıştı. Yargı sadece bağımsız değil aynı zamanda tarafsız da olacak denilmişti ve hiç bir şekilde de halkın özgür iradesi yok sayılacak denilmemişti.

    https://www.akparti.org.tr/media/272094/cumhurbaskanligi-hukumet-sistemi-2017.pdf

    YanıtlaSil
  33. ''Artık öyle bir kapı açılmıştır ki bundan sonra hangi iktidar gelirse gelsin, o da muhalefeti istediği gibi engelleyebilecek ve halkın özgür iradesini de tamamen yok sayabilecektir.'' İşte Türkiye'nin sürüklendiğ asıl çıkmaz sokak budur.

    YanıtlaSil
  34. Size diyecek tek şey var (her zaman olduğu gibi) elinize sağlık, iyi ki varsınız.

    YanıtlaSil
  35. X kullanmıyorum o yüzden ordaki paylaşımınız haber olmadıkça göremiyorum.
    Mahfi hocam önümüzdeki günler için "ekonomide bizi ne bekliyor", öngörü ve analizlerinizi blogdan da paylaşır mısınız?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Simdi sen su soruyu kendine sor.. Buna benzer hangi ulkelerde yapilabilir? Yapilan ulkelere verdigin cevap olan ulke veya ulkelerin ekonomileri nasil?

      Sil
    2. Adsız 23 Mart 2025 12:37,
      Bizim ülkemiz başka ülkelerle kıyas götürmez. Tüm ekonomik hareketler ülkemize özel etkiye-tepki gösteriyor. Başka ülkelerle kıyaslama hatasına düşmeyin. Bizde döviz ve faiz siyasete göre çok hassas tepkimede. Böyle başka ülke yok.

      Sil
  36. x platformunu boykot edin hocam. x'te paylaşacağınız her şeyi bloğunuzda paylaşabilirsiniz. Çünkü sizi bilen biliyor ve sizi bilenler de zaten yazdıklarınızı bir çok mecraya yayıyorlar. Yazdığınızın makale olması şart değil; makale başlığı altında yazdığınız sadece tek cümlelik bir yorum da olsa lütfen burada paylaşın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hocam, X yerine sadece blog da yazmalısınız bu fikri destekliyorum.

      Sil
  37. Her şey koltuk için mi hocam?

    YanıtlaSil
  38. Lafı hiç dolandırmadan olacakları söyleyeyim / tahmin edeyim.
    1- Erken seçim Kasım 2027'de yapılacak. Böylece Erdoğan aday olabilecek.
    2- Bu süre zarfına kadar İmamoğlu ya Silivri'de tutulacak ya da beraat edecek olsa bile diploma davasının bozulması sürecinde üst mahkeme kararı Kasım 2027'ye kadar sonuçlanmayacağı için her iki ihtimalde de aday olamayacak.
    3- Bu durumda Kasım 2027'deki aday Mansur Yavaş değil; her kesimin oylarını almaya daha çok elverişli olan ve herkese daha çok eşit mesafede duran Özgür Özel olmalıdır.
    4- Sonunda Özgür Özel tarihi farkla kazanır. Çünkü bu millet yanlış kararlar verebilir fakat yapılan engellemeleri asla sineye çekmez.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kasım 2027'ye kadar bekleyen Mayıs 2028'e kadar da bekler. Bu durumda erken seçime gerek kalmaz, seçimler normal vaktinde yapılır. Erken seçimden söz edebilmek için seçimler minimum 12 ay önce yapılmalıdır ki, 1 tam yıl önce yapılmış olsun ve erken olsun. Tabi bu, normal şartlarda böyle olmalıdır. Peki normal şartlarda mıyız? Değiliz. Keşke seçimler hemen haftaya Pazar olsa. Fakat artık kazanamayacaklarını biliyorlar. Bu yüzden süreci uzatabilecekleri kadar uzatacaklar. Ben CHP'nin yerinde olsam bu sürecin daha fazla uzatılmasına göz yummam. Muhalefetle ortak karar alır ve en geç 2 yıl öncesine kadar erken seçime biz varız; bu tarihten sonra biz yokuz derim. Böylece süreç daha fazla uzatılmak istenirse, 360 milletvekili sayısına ulaşılamaz, erken seçim kararı alınamaz ve Erdoğan da aday olamaz. Neden en geç 1 yıl değil de 2 yıl önce? Çünkü normal zamanlarda değiliz. Çünkü herşey kötüye gidiyor, ülke bir türlü düzelemiyor. Kaldı ki eğer birileri ülkesini düşünüyorsa bu duruma daha fazla kayıtsız kalamaz ve güven tazelemek için süreci daha fazla uzatmadan erken seçime gider. Eğer gerçekten koltuğu değil de ülkesini düşünüyorsa böyle yapar. Halkın sesini duyar.

      Bu yüzden erken seçim için son tarih 7 Mayıs 2026 olmalıdır. Muhalefet ortak bir karar almalı ve bunu en kısa zamanda açıklamalıdır. İmamoğlu'nun 7 Mayıs 2026'dan sonra serbest bırakılacağı ya da serbest kalsa bile diploma hükmünün bu tarihten sonra bozulacağı algısı oluşturularak, bu sürecin daha fazla uzatılmasına müsade edilmemelidir.

      Sil
  39. Ağlayan bir millete dönüştük. Kuruluş değerlerimizi kaybettik. Popüler kültür ve irtica galip gelmeye devam ediyor. Zayıflık ve umutsuzluk bize yakışmaz. Gelişmeye öğrenmeye ve uygulamaya devam edelim.

    YanıtlaSil
  40. Hocam bir koltuk 26 milyar dolar ve daha fazlası eder mi?

    YanıtlaSil
  41. 1961 Hague Konvansiyonu Antlaşması imza atan ülkemiz mesela iptal edilen diplomalara vurmuş olabileceği apostillerden dolayı nasıl bir yaptırıma maruz kalacak kimse henüz, bu konuyu düşünmemiş. Ayrıca bu soruşturmanın zaman aşamalarını bilen ve ona göre borsada ve dövizde kıymetli madenlerde pozisyon alan adliye ve kolluk kuvveti hakkında The International Court of Arbitration harekete geçecekmiş diyorlar Tokyo'daki Japon arkadaşlar.

    YanıtlaSil
  42. Bizler futbol maçı seyrederken ülkenin yapısını değiştiren kararlar alındı,dizilerle fenomenlerle sahte gündemlerle uyutulduk herkesi eleştirdik ama kendimizi geliştirmedik tek hedefimiz biraz para kazanıp mutlu yaşayıp ölmemek.Hepimiz enaz onlar kadar suçluyuz vatanına sahip çıkmayan herkes suçludur sefalet sadece başlangıç misyonu vizyonu olmayan bir toplumun kaderi bellidir.Dini kanunlarda milli kanunlarda bize Vatanımıza sahip çıkmayı emretmişti ikisini de dinlemedik muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcut idi ama toplu bir anemiye tutulmuş idik.Uyanın geç olmadan

    YanıtlaSil
  43. 90 ve 2000'lerde doğan nesiller ülkede, bürokraside, siyasette, ekonomide, endüstride hakimiyeti ele geçirdiğinde bir şeyler düzelmeye yüz tutacak. Maalesef insanları bu umutsuzluğa sürükleyen mevcut olan ve ölmemeye ısrar eden bunaklar yüzündendir. Onların 100 yıldır yediği nanelerin cefası bu nesiller çekiyor. Kendileri düşük hammadde fiyatları, yüksek alım gücünün sefasını sürdüler. Gerekli düzenlemeleri yapamayıp, gerekli önlemleri almadılar, netice olarak buna cesaret edemediler. Doğmamış torunlarının hayatlarından ödünç almaya devam ediyorlar. Bunaklar, sabunluklar bu dünyayı terk ettiklerinde pozitif yöndeki köklü değişimler daha da hizlanacaktir. HOCAM , kendi anne babama da bunları söylüyorum. Kusura bakmayın kurunun yanında sizin gibi yaş olanlar da yanacak.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kapitalizm

Faizin Doğuşu ve Yasaklanışı

Osmanlı'dan Devraldığımız Borçlar