Kayıtlar

İki Haftanın Bilançosu

En sonda söyleyeceğimi baştan söyleyeyim, bilançoyu sonra çıkarırım: Piyasalardaki çöküşün, ekonomideki bozulmanın nedeni protestolar, mitingler değil, İmamoğlu'nun gözaltına alınmasıdır. Toplumun önemli bir bölümü ve muhtemelen piyasalarda karar alıcı konumunda olan çok sayıda kişi ve kurum bu durumu bir yargı kararı olarak değil siyasal bir müdahale olarak algıladı. O gün henüz hiçbir protesto, miting falan yokken dolar kuru 41,5'e çıktı, borsa hızla düştü, devre kesiciler çalıştı, TCMB milyarlarca dolar satarak piyasaya müdahale etti, kamu kurumları milyarlarca liralık hisse satın alarak borsadaki çöküşü durdurmaya çalıştı. Bunlar olurken ortada ne protesto ne de miting vardı. Tıpkı faiz ve enflasyon meselesinde olduğu gibi neden - sonuç ilişkisini birbirine karıştırarak insanların kafası karıştırılıyor. Bugün içinde olduğumuz durumun nedeni protestolar değil, İmamoğlu'nun gözaltına alınmasıdır. 17 Mart Pazartesi günüyle başlayan haftaya girdiğimizde finansal piyasalar...

Sıkıntılı Bir Döneme Başlarken

Ekrem İmamoğlu’nun diploması iptal edildikten hemen sonra gözaltına alınarak soruşturma başlatılması ve ardından tutuklanması birkaç gün içinde oldu. Beklenen gelişmelerdi bunlar çünkü siyasal iktidar bunların olacağını haftalar öncesinden çeşitli kanallarla duyurmuş, kamuoyunun nabzını ölçmüştü. Ne var ki nabız ölçüleri her zaman doğru sonuçlar vermeyebilir. Kamuoyunun bu kararlara tepkisi siyasal iktidarın beklediğinin çok üzerinde oldu. Şimdi gelelim ekonomide hasar tespitine. Siyasal iktidar bu yaşadığımız haftada attığı adımlarla ekonomide inanılması güç riskler yarattı: BIST TÜM Endeksinin değeri 1,9 trilyon lira düştü. Piyasa değer i en fazla düşen şirketler sıralamasında bankalar önde geliyor. Piyasadan yabancı çıkışları oldu, yerli yatırımcılarda da dövize geçişler hızlandı. Gösterge Faizinin oranı yüzde 37,09’dan yüzde 44,60’a yükseldi, dolayısıyla Hazinenin borçlanma maliyeti 7,51 puan arttı. Türkiye’nin risk primi (CDS primi) 250 baz puandan 383 baz puana yükseldi. Bu a...

Bir Okur Mektubu ve Yanıtım

Okurlarımdan birçok e-posta alıyorum. Bu aldığım e-posta beni çok etkiledi. Henüz 28 yaşında gencecik bir insan yaşama umudunu yitirmenin eşiğinde yazmış bunları bana. Bunları okuyunca kendisine bir yanıt yazdım ve bunları sizinle de paylaşmak istedim. Çünkü aynı durumda olan pek çok genç insanın olduğunu biliyorum. Adını paylaşmayacağım için Okur diyelim. Okurun yazdıkları “Sevgili Mahfi Hocam, İçimi size dökmek istedim çünkü bilmiyorsunuz ama hayatımı siz dönüştürdünüz. Türkiye'nin eğitim ve sosyal imkânları yönüyle en geri kalmış şehirlerinden birinde büyümek zorunda kalmış, şu an 28 yaşında olan bir gencim. Size daha önce üniversite yıllarımda da birçok kez mail attım, danıştım, yazılarınızı ve kitaplarınızı okudum, hala okumaya devam ediyorum. Dediğim gibi, bilmiyorsunuz ama siz benim hayatımı dönüştürdünüz, rehberim oldunuz, A planım oldunuz, B planım oldunuz. Sizin sayenizde bir iktisat öğrencisi olan ben çoğu adımımı doğru atmaya çalıştım.  Mücadele ettim, k...

Milei'nin Arjantin'i

Dünyanın en ilginç ekonomilerden birisi olan Arjantin 20’nci yüzyılın ilk çeyreğinde beş sanayileşmiş ülkeden birisi konumundayken popülizme esir düşmüş ve sonraki yüz yıl süresince dünyanın en sorunlu ülkelerinden birisi haline gelmişti. Brezilya, Arjantin kadar olmasa da benzer sorunlar yaşıyordu. Her ikisi de çok yüksek borçluluk oranlarına sahipti, enflasyonları yüksekti ve bütçe açıklarıyla boğuşuyorlardı. IMF ve ABD başta olmak üzere gelişmiş ülkelerin çoğu bu iki ülkenin ve diğer Latin Amerika ülkelerinin ekonomik sorunlarını çözmek üzere planlar hazırlıyor, uygulamaya sokuyor ama pek de sonuç alamıyordu. 20’nci yüzyılın ikinci yarısı Latin Amerika ülkelerinin ekonomik sorunlarıyla uğraşılarak geçirildi desek yeridir. IMF’nin kaynaklarını en fazla kullanmış ülkelerin başında Arjantin geliyor. Ne var ki çok sayıda IMF programı uygulamasına karşılık sonunda yine popülizme saptığı için bulunduğu çukurdan bir türlü çıkamadı. Brezilya 21’inci yüzyılın ikinci çeyreğine doğru ilginç ...

Fenerbahçe ve Bir Yönetim Dersi

Fenerbahçe kadın voleybol takımı bu yılki kadrosuyla Avrupa’nın birinci ya da ikinci güçlü takımıydı (birincilik Fenerbahçe ile Conegliano arasında değişebilir.) Vakıfbank baş antrenörü Giovanni Guidetti’nin “golden trio” (altın üçlü) adını taktığı ve “bırakın üçünün aynı takımda olmasını birinin bile olması büyük avantaj” dediği Melisa Vargas, Arina Fedorovtseva ve Ana Cristina de Souza gerçek bir altın üçlü. Bunlara Türk milli takımı liberosu Gizem Örge, Türk milli takımının orta oyuncuları Eda Erdem Dündar ve Aslı Kalaç eşlik ediyor. Pasör mevkiinde de Sırp milli takımının pasörü Bojana Drca yer alıyor. Takımın yedek kulübesi herhangi bir ligde asıl takımda sürekli oynayacak oyunculardan oluşuyor: Polonya milli takımının pasör çaprazı Magdalena Stysak, Bulgar smaçör Elitsa Vasileva, Bulgar orta oyuncu Hristina Vuçkova, Türk milli takımının smaçörü Meliha Diken, orta oyuncu Dicle Nur Babat, libero Özlem Güven, Türk genç milli takım oyuncuları Arelya Karasoy, Liza Safranova ve diğerle...

Faiz Tek Başına Ekonomiyi Kurtaramaz

Resim
Faiz politikası, karşılıklar politikası, makro ihtiyati önlemler, önemli yapısal sorunları olmayan ekonomilerde ortaya çıkan sorunları çözmeye yarar. Mesela küresel kriz ortaya çıktığında ABD ve Avrupalı gelişmiş ekonomiler sorunlarını asıl olarak para politikası aracılığıyla çözmeye giriştiler. O zamana kadar ekonomi politikasının en büyük günahı kabul edilen para basarak finansman sağlama meselesi tabu olmaktan çıkarılıp bir politika uygulaması olarak devreye sokuldu. Parasal genişleme olarak adlandırılan bu uygulama kökeni 1900’lerin başına kadar uzanan modern para teorisinin [i] de yaşama geçirilmesini sağladı. Bir yandan para basıp piyasaya sürerek bir yandan faizleri sıfıra kadar düşürerek gelişmiş ülkeler, ekonomide karşılaştıkları çöküşten çıkmayı ve toparlanmayı başardılar. Bunu başarırken de önemli oranda enflasyon yaratmadılar. Çünkü paraları rezerv paraydı, o nedenle bastıkları paralar kendi ülkelerinde kalmadı ve yatırım fonları aracılığıyla bankalardan ödünç alınıp dışar...

Üç Kişilik Bir Ailenin Aylık Geliri

Türkiye’nin 2024 yılında cari fiyatlarla (yani enflasyondan arındırılmamış fiyatlarla) GSYH’si 43.411 milyar lira olarak açıklandı. Aynı yılın yıllık ortalama USD/TL kuru 32,77. Buna göre dolar cinsinden cari fiyatlarla GSYH’miz (43,411 / 32,77 =) 1.322 milyar dolar olarak hesaplanıyor. Ekonomimizin 2024 yılında 2023 yılına göre yüzde 3,2 büyüdüğü de açıklandı. 2023 yılının GSYH’si 1.130 milyar dolardı. Bakkal hesabıyla gidersek 2024 yılında GSYH’nin (1.130 x 1,032 =) 1.166 milyar dolar olması gerekir. Aradaki fark olan 156 milyar dolar fiyat artışlarından geliyor, dolar ile cari fiyatlarla GSYH hesaplanırken olmasa da büyüme hesaplanırken elimine ediliyor. Meseleyi daha açık olarak ortaya koyabilmek için farklı bir biçimde anlatayım: GSYH, Türk lirası fiyatlar üzerinden hesaplanıyor (çünkü Türkiye’de Türk Lirası geçerli.) Bu fiyatlar önceki yıla göre enflasyonla artmış fiyatlar. O nedenle bu şekilde elde edilen GSYH’ye cari fiyatlarla GSYH deniyor. Büyüme hesaplanırken GSYH içindeki...

Kuru Tutarak GSYH'yi Yükseltmek

Resim
TÜİK, 2024 yılı GSYH’sini, büyüme hızını ve kişi başına gelirini açıkladı. Bunları ve ayrıntılarını geçen yıl verileriyle karşılaştırarak analiz edelim. Önce bir tablo sunalım (tablodaki veriler için kaynak: TÜİK, Dönemsel Gayrisafi Yurt İçi Hasıla, IV. Çeyrek: Ekim-Aralık, 2024 ve TÜİK, Yıllık Gayrisafi Yurt İçi Hasıla, 2023 Bültenleri.) Buna göre 2024 yılındaki ortalama yıllık yüzde 3,2 oranındaki büyümeye üretim açısından baktığımızda bu büyümenin başlıca inşaat, net vergi (dolaylı vergilerdeki artışlar) ve finans sektöründeki büyümeden kaynaklandığını, sanayi sektöründe çöküş yaşandığını, tarım kesiminin de neredeyse hiç büyüyemediğini görüyoruz. Bu görünüm bize ekonominin deprem inşaatları, özellikle hane halkının kredilere dayalı tüketimi (finans sektörüne katkı açısından) ve dolaylı vergilerdeki büyük artışlar eliyle büyüyebildiğini gösteriyor. Türkiye’nin potansiyel büyümesini yüzde 4,5 – 5 olarak alırsak 2024 büyümesinin potansiyelin altında kaldığını görebiliriz.    ...

Ölü Kedi Sıçraması

Resim
“Ölü kedi sıçraması” finans piyasalarında görülen bazı hareketleri tanımlamakta kullanılan bir deyimdir. Bu deyim, ölü bir kedinin bile yüksekten düşüp yere çarptığı andaki sıçramasına bakarak onun canlı olduğunun sanılmasını tanımlamak üzere ortaya atılmıştır. Finansal piyasalarda, örneğin borsada, değeri hızla düşen bir hisse senedi, bu düşüşün ardından bir yükseliş gösterebilir. Bu yükselişin iki nedeni olabilir: (1) Piyasalarda yaşanan geçici düzelme, söz konusu hisse senedinin değerini de artırmış olabilir. Geçici düzelme bozulmaya dönüşünce senedin değeri yine düşüşe geçer. (2) Büyük yatırımcılar, değeri düşen senedi satın alıp değerini yükseltmeye başlar, değerin yükseldiğini gören küçük yatırımcılar da bu senedi almaya başlarlar. Değeri yeniden yükselen senedi büyük yatırımcılar satıp kâr ederek çıkarken küçük yatırımcılar değeri düşen senetle ve karşılaştıkları kayıplarla baş başa kalırlar. Bu deyim reel sektör için kullanılmadığı halde sanayi üretiminin ve imalat sanayinde ...

Doları Kim Tutuyor?

En çok karşılaştığımız sorulardan birisi “madem ekonomi iyi durumda değil, dolar kuru nasıl oluyor da yükselmiyor?” ya da “dolar kuru yukarı gitmesin diye baskılanıyor mu?” şeklindeki sorular. Bu konuyu birkaç kez yazdım bir kez de tam bu çerçeve içinde anlatmaya çalışayım. Her şeyden önce dolar kurunu yukarı gitmesin diye en azından bir yıldır baskılayan yok. Hatta tam tersine zaman zaman aşağıya gitmesin diye uğraşıyor Merkez Bankası. Bu dediklerimi daha anlaşılır hale getirmek için önce faiz meselesinin geçmişini anlatmam gerekiyor. 2021 yılında enflasyon yüzde 19, Merkez Bankası politika faizi de yüzde 19 iken “faiz sebep enflasyon sonuçtur” yaklaşımı eşliğinde Merkez Bankası faizi indirmeye başladı. Daha ilk günden bunun çok yanlış bir uygulama olduğunu aralarında benim de bulunduğum iktisatçılar dile getirdiler. Ne yazık ki bu yanlış uygulamayı destekleyen iktisatçılar da azımsanmayacak sayıdaydı. Oysa o gün faizi 2 – 3 puan artırsalar ve yapısal reformlara başlasalardı Tür...